Haftalık denemeler
Şehir

Bir Şehri Yürüyerek Okumak

Haritaya bakmadan geçirdiğim bir gün, yıllardır yaşadığım şehrin bilmediğim bir sayfasını açtı.

Ece Arın2 dk okuma
Kızıl kayalıklar arasından geçen uzun bir yol
Kızıl kayalıklar arasından geçen uzun bir yol. Fotoğraf: Unsplash.

Bir cumartesi sabahı telefonu evde bıraktım. Cebimde biraz bozuk para ve küçük bir defter vardı. Kuralım basitti: her köşede, beni en çok merak ettiren yöne dönecektim.

İlk yarım saat huzursuzdum. Nerede olduğumu bilmemek, sanki bir şeyi kaybetmişim gibi hissettiriyordu. Sonra adımlarım yavaşladı. Bir fırının önündeki kuyruğu, bir apartman kapısının üstündeki eski yazıyı, iki sokak arasında saklanan küçük bir parkı fark etmeye başladım.

Hızlı geçtiğimiz yerler

Her gün işe giderken geçtiğim bir caddenin aslında iki farklı mahalleyi ayırdığını o gün anladım. Bir tarafta erken açılan esnaf, diğer tarafta öğleden sonra canlanan kafeler. Arabanın ya da toplu taşımanın penceresinden bu fark görünmüyor. Yürürken ise ses, koku ve ışık değişiyor.

Şehir, hızla geçenlere bir yol, yavaş yürüyenlere bir hikaye anlatıyor.

Kaybolmanın küçük faydaları

Öğleye doğru tamamen yön duygumu kaybettim. Bir bakkala yol sordum. Yol tarifinin yanında mahallenin eski adını, yıkılan bir sinemanın yerini ve en iyi simidin hangi fırında olduğunu öğrendim. Haritada bunların hiçbiri yazmıyordu.

Öğleden sonra bir yokuşun başında, duvarları sarmaşıkla kaplı eski bir okul binasına rastladım. Bahçesinde birkaç çocuk top oynuyordu; kapının üzerindeki taş yazıda binanın yapıldığı yıl okunuyordu. Bu binanın önünden belki onlarca kez geçmiştim ama hep otobüsün penceresinden, başka bir şey düşünürken. Bu kez kapının önünde durdum ve taş yazıyı defterime geçirdim.

Sesler ve kokular

Yürüyüş boyunca not aldığım şeylerin yarısı görsel değildi. Bir terzinin dükkanından gelen dikiş makinesi sesi, bir avludan taşan kızarmış ekmek kokusu, iki komşunun balkonlar arasından süren uzun bir sohbeti. Telefon elimde olsaydı muhtemelen bunların hiçbirini duymayacaktım; kulaklığımda bir podcast, gözüm ekranda yürüyecektim.

Akşamüstü yorgunluk bastırdığında bir çay bahçesine oturdum. Yan masadaki yaşlı bir adam, mahallenin elli yıl önce nasıl göründüğünü anlatmaya başladı. Ben sormamıştım; sadece dinlemeye hazır görünüyordum sanırım. Şehirde yabancılarla konuşmanın ilk koşulu, acelesi olmayan biri gibi görünmekmiş.

Bu yürüyüşün bana kazandırdığı en önemli şey, şehri bir rota olarak değil, bir doku olarak görmek oldu. Artık hafta sonları en az bir saatimi plansız yürüyüşe ayırıyorum. Her seferinde aynı şehirde biraz daha az yabancıyım.

Kendi yürüyüşünüz için

  • Telefonu tamamen bırakmak zorsa uçak moduna alın ve yalnızca dönüş için kullanın.
  • Bir defter taşıyın; gördüğünüz tabelaları, duyduğunuz cümleleri not alın.
  • Ana caddeler yerine paralel sokakları seçin.
  • Yorulduğunuzda oturun. Bir bankta geçen on dakika, çoğu zaman yürüyüşün en dolu kısmıdır.

Yürüyüşün sonunda eve otobüsle döndüm. Pencereden baktığımda sabah geçtiğim sokakların bazılarını tanıdım. Şehir aynıydı ama ben onu artık başka bir yerden görüyordum.

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir sonraki yazıyı kaçırmayın.