Kitapların Kenarına Not Almak Üzerine
Yıllarca kitaplarıma dokunmaya çekindim. Sonra bir sahafta, başkasının kenar notlarıyla dolu bir roman buldum.
Çocukken kitaplar bana emanet gibi gelirdi. Sayfa köşesi kıvırmak, altını çizmek, bir şey yazmak neredeyse bir saygısızlıktı. Bu yüzden okuduklarımın çoğundan geriye yalnızca belirsiz bir his kaldı.
Birkaç yıl önce bir sahafta, sayfalarının kenarı kurşun kalem notlarıyla dolu eski bir roman buldum. Notların sahibi bazı cümlelerin yanına ünlem koymuş, bazılarına itiraz etmiş, bir yere de kendi hayatından kısa bir anı eklemişti. Romanı okurken iki kişiyle birden sohbet ediyormuşum gibi hissettim.
Okumayı yavaşlatan bir alışkanlık
Kenar notu almak okumayı yavaşlatıyor. Bir cümlenin yanında durup ne düşündüğünü yazmak, o cümleyi bir kez daha okumanı gerektiriyor. Başta bu yavaşlık beni rahatsız ediyordu; şimdi okumanın asıl kazancının bu durma anlarında olduğunu düşünüyorum.
Bir de unutma meselesi var. Okuduğum bir kitabın neyi anlattığını birkaç ay sonra hatırlamakta zorlanıyorum. Kenar notları bu unutuşa karşı küçük işaret taşları gibi. Kitabı yeniden açtığımda, o sayfada neden durduğumu, hangi cümlenin bana dokunduğunu ve o sırada hayatımda neler olduğunu bir bakışta görebiliyorum. Bazen bir notun yanına tarih atıyorum; yıllar sonra aynı kitabı okurken iki farklı halimi yan yana görmek tuhaf bir deneyim.
Altını çizdiğim cümle yazarındır; yanına yazdığım not bana aittir.
Kenar notlarının bir başka faydası da konuşma. Bir arkadaşımla aynı kitabı okuduğumuzda, kitabı ona notlarımla birlikte veriyorum. O da kendi notlarını farklı renk bir kalemle ekliyor. Kitap elimize geri döndüğünde içinde küçük bir yazışma birikmiş oluyor. Bazı sayfalarda birbirimize itiraz ediyoruz, bazılarında aynı cümlenin altında buluşuyoruz.
Benim yöntemim
- Yalnızca kurşun kalem kullanıyorum; fikir değişirse silebilmek için.
- Altını çizmek yerine sayfa kenarına dikey bir çizgi çekiyorum.
- Soru işareti, katılmadığım ya da anlamadığım yerleri gösteriyor.
- Kitabın son boş sayfasına, notlarımın geçtiği sayfa numaralarını küçük bir dizin olarak yazıyorum.
Bu küçük dizin, kitabı yıllar sonra yeniden açtığımda en çok işime yarayan kısım oluyor. Kitabın tamamını okumadan, o zamanki aklımın nerede durduğunu görebiliyorum.
Ödünç kitaplar ne olacak?
Kütüphaneden ya da bir arkadaştan aldığım kitaplara elbette yazmıyorum. Onlar için yanımda ince bir defter taşıyorum ve notlarımı sayfa numarasıyla birlikte oraya alıyorum. Daha az pratik, ama düşünceyi kaybetmekten iyi.
Bugün raflarımdaki kitapların çoğu biraz daha dağınık, biraz daha kişisel. Belki bir gün onlardan biri bir sahafa düşer ve başka biri benim notlarımla birlikte okur. Bu fikir, yazdığım her notu biraz daha özenli yazmama neden oluyor.