Masanın Düzeni, Zihnin Düzeni
Çalışma masamdan her şeyi kaldırıp yalnızca gerçekten kullandıklarımı geri koydum. Geriye beş nesne kaldı.
Masamda ne olduğunu hiç düşünmezdim. Kalemler, yarım kalmış notlar, iki kahve fincanı, bir şarj aleti, okunmayı bekleyen üç kitap. Her şey oradaydı çünkü bir gün lazım olabilirdi.
Bir pazar günü masadaki her şeyi bir kutuya koydum. Kural şuydu: önümüzdeki iki hafta boyunca yalnızca gerçekten ihtiyaç duyduğum şeyi kutudan çıkarıp masaya geri koyacaktım.
İki hafta sonra masada kalanlar
- Bir defter ve tek bir kalem
- Bilgisayar ve şarj aleti
- Bir masa lambası
- Bir su bardağı
- O hafta okuduğum tek bir kitap
Kutuda kalan her şeyin ortak bir özelliği vardı: hiçbiri işimin bir parçası değil, ertelediğim işlerin hatırlatıcısıydı. Masaya her oturduğumda gözüme çarpan bu nesneler, bitirmediğim işlerin sessiz bir listesi gibi çalışıyordu.
İlk günlerde masanın boşluğu beni rahatsız etti. Elim alışkanlıkla kalemliğe uzanıyor, orada olmadığını görünce bir an duraksıyordum. Bir haftanın sonunda bu duraksama kayboldu. Hatta masaya oturduğumda ilk hissettiğim şey bir tür ferahlık oldu; önümde yalnızca o gün yapacağım iş vardı.
Boş bir masa, yapılmamış işleri ortadan kaldırmıyor; yalnızca hepsini aynı anda bağırmaktan vazgeçiriyor.
Kutudakiler ne oldu?
İki haftanın sonunda kutuyu açıp içindekilere tek tek baktım. Yarım kalmış notların bir kısmını bir dosyaya topladım, bir kısmını çöpe attım. Okunmayı bekleyen kitaplardan ikisini rafa kaldırdım; üçüncüsünü bir arkadaşıma verdim, çünkü onu hiçbir zaman okumayacağımı artık kabul edebiliyordum. Kalemlerin çoğu çalışmıyordu bile.
Bu ayıklama, masadan çok daha büyük bir şeyi düzenledi. Ertelediğim işlerin hangilerinin gerçekten önemli olduğunu, hangilerini yalnızca suçluluk duygusuyla sakladığımı görmüş oldum. Önemli olanları bir listeye yazdım ve takvime yerleştirdim. Geri kalanını bırakmak, beklediğimden kolaydı.
Sürdürmek için
Her akşam çalışmayı bitirdiğimde masayı ilk haline getirmek için beş dakika ayırıyorum. Bu kısa toparlama, ertesi sabah masaya oturmayı kolaylaştırıyor. Dağınık bir masaya oturduğumda ilk yarım saatim düzenlemekle geçiyordu.
Sadeliği bir estetik tercih olarak görmüyorum. Benim için mesele dikkat: önümde ne kadar az şey varsa, yapmam gereken işe o kadar kolay dönebiliyorum.